TIP MİKOLOJİSİNİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ*
Ayhan YÜCEL
|
Background.- This paper gives an outline of the histological and present
situation of medical mycology concerning on its various aspects such as
the known pathogen fungi and new emerging oppurtunistic ones, host
characteristics, current antifungals, some leading instutitons and
mycologists both in our country and on the world.
|
Yücel A. Medical mycology: Yesterday and Today. Cerrahpasa J Med 1999;
30 (2): 191-198.
Bilindiği gibi mantarlar, 1969'da Whittaker tarafından yeniden açıklanıp birçoklarınca
benimsendikten sonra, doğadaki canlıları 5 evrene ayıran yeni sistemde; bitkiler, hayvanlar,
protistler ve monerlerden ayrı bir evren olarak kabul edilmektedir. Bu evreni oluşturan
canlılar; basidiocarpus'larının biçiminden dolayı şapkalı mantarlar denilen ve çıplak gözle
görülen belirli yapıdaki mantar türlerinden, iri bir amip gibi görünen çok çekirdekli yapışkan
küflere; tek hücreli ve ancak mikroskopta görülebilenlere kadar çeşitlidir.1,2
Mantarları inceleyen bir bilim dalı olan mikoloji sözcüğü de aslında Yunanca şapkalı mantar
anlamına gelen "mykes" kelimesinden kaynaklanmaktadır. Doğada ve insan yaşamında
önemli birçok faydalarının yanısıra bir kısım mantarlar bitkilerde, hayvanlarda ve bu arada
insanlarda hastalıklara yol açarlar. Misetismus ve mikotoksikoz şeklindeki zehirlenmeler
ve sebep oldukları allerji dışında bir kısım mantarlar da mikoz etkenidir. İnsan ve hayvanlarda
mikoza yol açan mantarlar; vücuda girdiğinde konağın yüksek ısısından etkilenmeyen, doku
içindeki azalmış oksidasyon ve redüksiyona ve savunma mekanizmasına rağmen hayatta
kalan, bulundukları yerlerdeki maddeleri parçalayacak enzimleri taşıyan cinslerdir.
Özelllikle dimorfik mantarların büyük bir uyum yeteneğine sahip oldukları; konağa
yerleştikleri sırada kendi yapılarında, hücre duvarlarının içeriğinde, metabolizmalarında,
enzim sistemlerinde ve çoğalma biçimlerinde büyük değişiklikler oluşturabildikleri
anlaşılmıştır. Diğer yandan doğa direncinin yeterince azaldığı bir durumda mikoza
yol açan değişik türden birçok mantar, şartlara uyma ve yayılma yetenekleri
sayesinde, "muhtemelen bütün mantarların potansiyel olarak patojen
sayılabileceklerini" de göstermektedir. Bu durum göz önüne
alındığında "mantarların hastalık yapabilmelerinin" temel dayanağının
veya bir başka anlatımla mantar patojenitesi ile ilgili temel mekanizmanın,
"onların dokudaki ısıya ve diğer şartlara uyum gösterebilme ve konağın
savunmasına karşı dayanma yeteneklerinde saklı" olduğu söylenebilecektir.2,3
Bir sıralama yapılacak olursa mantarlar arasında histoplazmoz, blastomikoz,
koksidiyoidomikoz ve bir dereceye kadar sporotrikoz etkenleri infekte edici
dozlarıyla sağlıklı kimselerde hastalık yapabildiklerinden primer patojenlerden
sayılmakta ve bu grup, gerçek patojen mantar infeksiyonu olarak gösterilmektedir.
İkinci büyük mantar hastalığı grubu dermatofitozlardır. Etkenleri insanda en sık
görülen, genellikle canlı dokuları tutmayan, bir bakıma özelleşmiş saprofitler olup,
hastalık çok defa konak ile mantar ürünleri arasında oluşan toksik ve allerjik bir
reaksiyondur.
Kromoblastomikoz, maduromikoz, rinosporidyoz üçüncü grubu oluşturan süregen
mikozlar olup bu hastalıklara yol açan mantarlar, dokuda yayılma güçlerinin sınırlı
oluşu, dokuya uyum sağlamalarının çok uzun süre alması ile özellenen toprak
saprofitleridir. Bu mikozların etkenleri genelde düşük bir virülense sahip olmakla
beraber dokuya uyum sağladıklarında fagositoza karşı gelebilmektedirler.
Limfoma, lösemi, AIDS, diyabet... gibi olaylarla normal savunma mekanizmaları
bozulmuş ve özellikle bugünkü tıpta sitotoksik ilaçların varlığına, uzun süreli steroid
tedavisine, organ nakillerine ve bağışıklığı baskılayıcı uygulamalara bağlı olarak direnci
kırılmış kimselerde çok çeşitli türden fırsatçı mantarların yol açtığı infeksiyonlar ise
dördüncü bir grubu oluşturmaktadır. Burada dikkati çeken nokta, fırsatçı mantarların
dokuya yerleşebilmeleri için vücut direncinin ve normal savunma mekanizmasının
önemli derecede hasar görmüş olmasının gerektiğidir.2
Görülen odur ki sayılan sebeplerden dolayı, karşılaşılan düşük virülensli, nadir
fakat hayatı tehdit eden etken sayısı ve çeşitliliği giderek artmaktadır. Dünya nüfusunun
yaklaşık %10-20'si en az bir kez mantar infeksiyonu ile karşılaşmaktadır.4
Mantar infeksiyonlarına ilişkin bilinen en eski belge MÖ 2000-1000 arasına
tarihlenen Hindu kutsal yazıtında (Samhita) bulunmaktadır ve ayakta misetomadan
söz eder. Diğer eski belgeler arasında İstanköy'lü hekim Hipokrat (MÖ400-300)'ın trush
biçimindeki kandidozu tartışan metni ile bir Roma'lı ansiklopedist olan Aulus Cornelius
Celsus'un halen Vatikan Kütüphanesi'nde korunmakta olan sekiz ciltlik De Re
Medicina'sında söz ettiği yangılı ringworm, ağızda kandidiyaz, favus sayılabilir;
bundan dolayı da irinli tinea capitis "kerion Celsus" olarak da adlandırılır. Ortaçağın
sonlarına doğru infeksiyon hastalıklarından söz edilmeye başlanmış, 15-19. yüzyıl
arasında mikoloji ve özellikle tıp mikolojisinde, İtalya'da hekimlerle diğer bilim
adamları mikozları ve etiyolojik etkenlerini anlamaya çalışmışlar, tarif etmişler ve
tartışmışlardır.3,5 15. yüzyılın sonunda hekim ve
Syphilis şiirinin sahibi G. Fracastoro hastalıklarda germ teorisini ortaya atmış,
pandemilerin çok küçük parçacıkların veya sporların doğrudan temasla taşınarak uzak
mesafelere bile yayılması yoluyla gerçekleştiği kuramlaştırılmıştır.6
G. Bauhin (1560-1624) mantarlar üzerine araştırmalar yapmış ve "Pinax Theatri
Botanici" adlı eserinde 100 kadar mantarın özelliklerini bildirmiştir.
17. yüzyılda mikroskobun bulunmasıyla mantar sistematiği çalışmaları
başlamış, Tournefort çeşitli mantarlar ve likenler üzerinde incelemeler
yaparak bunları, morfoloji ve diğer karakterlerine dayanarak, 6 gruba
(1-Fungus, 2-Boletus, 3-Agaricus, 4-Lycoperdon, 5-Coralloides, 6-Tubira) ayırmış
ve "Element de Botanique" adlı eserinde yayımlamıştır.7
1688'de Redi etin kokuşması ile ilgilenmiş, sineklerin bulaştırmasını önlemeye çalışmış,
Spallanzani deneylerinde, üzerinde mantar sporları bulunmayan organik malzeme üzerinde
küflerin görülmediğini göstermiş, hava kaynaklı mantar sporlarından söz etmiştir.
Mikolojinin kurucusu sayılan İtalyan botanist P. A. Micheli 1729'da Nova Plantarum
Genera'da mantarla ilgili araştırmalarını yayımlamıştır.6
H. Peroson (1761-1836), mantarlara ilişkin incelemelerini, taksonomik bir yapıt olan
"Synopsis Methodica Fungorum" (1801)'da toplamış, ayrıca Mycologia Europea
3 cilt halinde yayımlamıştır. Bu konuda ayrıca "Mycologia Europea" (1822; 1828) adlı
çalışmaları da yayımlamış; mantarları 2 sınıf, 6 takım ve 71 cinse ayırarak
sınıflandırmıştır.7 E. Fries (1794-1878), bugünkü mantar
sistematiğinin esasını kurmuş, "Systema Mycologicum" adlı eseri hazırlamıştır.
Ancak diğer bilimlerde olduğu gibi esaslı bilgiler 19. yüzyılda toplanmaya başlamıştır.
Başlangıçta konu, dermatoloji, dahiliye, bakteriyoloji ve patoloji ile uğraşanların, hatta
hekim olmayan kimselerin ilgisini çekmiştir. 1835'de avukat A. Bassi hasta ipek böcekleriyle
çalışarak muskardin hastalığının etkeninine Beauvaria bassieni adını vermiştir.
1837'de Remak ilk defa insanlardaki bir mantar hastalığı ile ilgili bir açıklamada
bulunmuştur. Sabouraud, Pasteur'ün saf kültürler elde edebilmek için bulduğu metodlardan
çok önce, mantar kültürlerinin yapıldığını yazmıştır.2,3,6
Saccardo, mantarlar üzerinde 1880 yılına kadar yılına kadar yapılmış inceleme ve araştırmaları
25 cilt halinde "Sylloge Fungorum" adlı eserde toplamış; bu eserde 80.000
mantar türü bildirmiştir.7
Bu gelişmeler üzerine Almanya ve Fransa'da klinikçiler mantarların insan
hastalıklarına da sebep olup olmadığını belirlemeye çalışmışlardır. R. Remak, JL
Schönlein, bir Macar hekimi olan D. Gruby (1841-1844 yılları arasında) birbirlerinden
bağımsız olarak favusu incelemiş ve bu hastalığa bugün Trichophyton schoenleinii
adı verilen mantarın sebep olduğunu bulmuşlardır. Gruby favus'un mantarını tam
olarak izole etmiş ve sağlam bir insana bulaştırmak suretiyle bir infeksiyona yol
açan mikrobun o infeksiyonun etkeni olarak kabul edilebilmesi için ileri sürülen
şartları çok önceden uygulamıştır.5 Bu alandaki
birçok başarılı çalışmalarından dolayı tıp mikolojisinin başlangıcı daima Gruby
ile başlatılmıştır.
Bu keşiflerin ardından dermatofitlere ek olarak başka mantarların da insanda
hastalık etkeni olarak tanımlanması gelir.5,6
1846'da Eichstedt Malassezia furfur'u keşfetmiş; 1853'de Robin Candida albicans'ı
pamukçuklu şahısların lezyonlarında incelemiş ve basit bir kültürünü de elde
etmeye muvaffak olmuştur. 1855 yılında Baerensprung, ekzema marginatum
lezyonlarından elde edilen pullardan ayrırdığı miselyum tarzında örgü yapan hifli
mantara Epidermophyton floccosum adını vermiş; bu mantarın tam bir tarifi 1907'de
Sabouraud tarafından yapılmıştır.6
Mikolojinin bugünkü duruma gelinceye kadar geçirdiği dönemler içinde
Sabouraud, önemli bir dönüm noktası olmuştur. Mikolojinin tarihi gelişimini;
1835'de Bassi ile başlayan ilk çalışmalar dönemi, Sabouraud'nun 50 yıllık
çalışmalarını kapsayan ve kendi ismiyle vurgulanacak olan Sabouraud dönemi
ve son dönem olarak üç devrede gözden geçirmek uygun olacaktır. Sabouraud
anormal trikofit lezyonlarına rastlandığında, bunlardan alınan materyallerle
yeni kültürlerin kolaylıkla elde edilebileceği ve aynı olgudan gelen bütün kültürlerin
de aralarında tam bir benzelik göstereceğini düşünmüş; fakat bunun için, üzerinde
dermatofitlerin çok sayıda ve aktif bir şekilde üremesini sağlayacak bir besiyeri
gerektiğinden, sabit ölçülerde hazırlanmış maddeler kullanarak bir besiyeri
hazırlamıştır. Böylece Sabouraud ürettiği mantarları büyük bir titizlikle tarif
etmiştir.3 Sabouraud'nun formülünü verdiği
bu besiyeri, değişikliklere rağmen bugün de kullanılmakta; özellikle tıp mikolojisi
bakımından önem taşıyan primer patojenlerin makroskopik görünümleri halen
bu besiyerinde geliştirdikleri koloni tipine göre tarif edilmektedir.
1909'da Tarrozzi, bir bıçak yaralanmasından 27 yıl sonra ortaya çıkan bir
misetomayı bildirir; klinik ve histopatolojik verilerin yanısıra hastanın bacağındaki
fistülden akan sıvıdaki yumuşak sarımsı taneciklerden etyolojik etkeni de saf
kültür olarak ayırır. Henüz mikrobiyolojide prokaryotlar evrenindeki aerop ipliksi
bakterilerle mantarlar evreni arasındaki yerinin açıklık kazanmamış olduğunu
belirterek, mantara benzer özellikler gösteren bölmeli miselli bu organizmaya
Actinomyces albus adını verir. O yıllarda nomenklaturda birçok mantarla ilgili de
karışıklıklar bulunmaktadır. İtalyan taksonomist P. A. Saccardo (1845-1920) abidevi
eseri Sylloge Fungorum Omnium Hucusque Cognitorum'da bu organizmayı armut
biçimli konidilerine bakarak Monosporium apiospermum olarak adlandırır ve
sınıflandırır.6
Dermatofitler ve onlara yakın mantarların tam (eşeyli) şekillerini tarif ederek taksonomisini
yapan A. Nannizzi (1877-1961) de tıp mikolojisinde kilit noktası durumundadır. Dermatofitlerde
pleomorfizm ve değişmeler üzerine çalışmalar yapan, Monosporium apiospermum'un eşeyli
şeklinin bir askomiset olan Allescheria boydii olduğunu ve 1944'e kadar ayrı iki mantar türü
olarak tanınan bu iki şeklin aynı türe ait olduğunu tarif eden daha sonraki nesilden Chester
Emmons (1900-1985) da tıp mikolojisinde bir çok araştırmalara ve ilerlemelere öncülük etmiştir.6
Başlangıcının bu kadar eski olmasına ve dermatofitoz gibi bazı mantar
hastalıklarının insanlarda en sık görülen infeksiyonlar arasında bulunmasına
rağmen tıp mikolojisinin bakteriyoloji tarafından gölgelenmiş ve o kadar
önemsenmemiş olduğu da bir gerçektir. Bu durum, mantarların çok çeşitli ve
karmaşık yapılarla karşımıza çıkmasına, bir çok mikozun iyi huylu denebilecek
bir şekilde seyredip hayatı tehdit etmemesine, ciddi olanların da seyrekliğine
bağlanmıştır.5
1948'de Unat, Bethesda'daki National Institutes of Health'de Mikrobiyoloji Enstitüsünün
İnfeksiyon Hastalıkları Bölümü viroloji laboratuvarında çalışmaktayken bir üst katta mikoloji
laboratuvarı bulunan Dr. Emmons'u tanımak, hatta onun çalıştığı mantar kültürlerini incelemek
fırsatını bulmuş ve 1955'de çıkardığı Tıbbi Mikoloji Ders Kitabının önsözünde şu sözlere yer
vermiştir. "Bir zamanlar dünyada, ancak birkaç kişinin bildiği zannedilen, fakat aslında hiç
kimsenin içinde emniyetle dolaşamadığı karanlık ve karmakarışık bir alem iken, son zamanlarda
bunun sistemli bir şekilde düzenlenmiş, aydınlık ve herkesin kolaylıkla yürüyebileceği bir ilim
sahası olduğu ilan edilmiştir. Onu bu hale getirenler biyolojinin kaidelerini tanıyan,
fizyolojik değişmeleri ve mutasyonları anlıyan mikrobiyologlar olmuştur". Gerçekten de,
mikolojinin bugünkü duruma gelinceye kadar geçirdiği dönemler içinde Sabouraud, önemli bir
dönüm noktası olmuş, bir kısım karışıklıkları aydınlatmış olmakla beraber, bazı konularda yeni
karışıklıklar da getirdiğinden, mikolojinin talihi belki de son 50 yıllarda ve özellikle de
Emmons'un çalışmalarıyla değişmeye başlamıştır. Emmons'dan önce özellikle dermatofitlerin
tasnifi klinik bulgular ve besiyerindeki üreme şekilleri dikkate alınarak yapılmıştı; fakat bir
mantar türü farklı klinik tablolara sebep olduğu gibi aynı bir klinik tablo ayrı türler olarak kabul
edilen mantarlar tarafından da gelişebilmekte, ayrıca bir tür farklı şekillerde de üreyebilmekte
ve kolonilere göre yanlış tanımlar yapılabilmekteydi. Bütün bu eksiklere rağmen R. Sabouraud'nun
"Les Teignes" adlı eseri en büyük başvuru kitabı idi. Bilindiği gibi, Dr. Emmons
Histoplasma capsulatum'u 1949'da topraktan ilk ayıran ve böylece bu hastalığın
epidemiyolojisinin aydınlanmasında büyük katkısı oduğu gibi bu parazit mantarı kemelerde,
kokarcalarda ve yarasalarda da ayırabilmiş ve hayvanlarda sessiz infeksiyon olabildiğini
göstermiş; ayrıca Cryptococcus neoformans'ı da topraktan elde etmiş olan araştırıcıdır.8
Modern biyolojinin kurucusu sayılan ve 1938'de uluslararası Mycopathologia dergisini çıkaran
R. Ciferri ve fermentasyon hakkındaki klasik çalışmalarıyla fermentleyici mikroorganizmaların
kimyaca değişiklikler oluşturduklarını gösteren Pasteur'ü; I. Dünya Savaşı sırasında patojen
mayaları araştıran ve üç önemli Candida türü olan C. guilliermondii, C. krusei, C. tropikalis'i
ayırarak tarif eden Castellani'yi; daha sonra yine büyük temel hizmetler yapmış olan Alman
maya taksonomistleri Lodder ve Kreger van Rij'in mikolojiye hizmetlerini de burada saymak
gerekir. F. Sanfelice'nin çeşitli meyva sularından ayırarak Saccharomyces neoformans adını
verdiği kapsüllü maya ile O. Busse'nin (1894) insanda ve sığırlarda dokudan ayırarak
S. lithogenes adını verdiği mantarın aynı olduğunu keşfederek Cryptococcus neoformans olarak
belirleyen (1952) Kreger-van Rij'dir.6
Yakın zamanlarda mikolojiye yön verenler arasında mikolog, taksonomist ve mikoloji tarihi
ile ilgilenen L. Ajello; mikolog ve taksonomist M. R. McGinnis; taksonomist KJ Kwon-Chung, özellikle
dematiaceous mantarlarla çalışan taksonomist de Hoog; mayalarla ilgilenenlerden taksonomist
Barnett ile klinik laboratuvar uzmanı mikozların tedavisinde söz sahibi hekimlerden JE
Bennett ve antifungallerle ilgili yöntem araştırmalarıyla öne çıkanlar arasında M. Pfaller, L. Pasarell, A.
Espinel-Ingorff seçilmektedir.
1911'de G. Banti'nin ölümle biten bir beyin feohifomikozunda etkeni tanımlanmak üzere
gönderdiği Saccardo bu yeni türe Torula bantiana adı vermiştir. Emmons da bir beyin
feohifomikozundan ayırdığı aynı etkeni Cladosporium trichioides olarak tarif etmiş; daha
sonraki karşılaştırmalı çalışmalarla bu mantarın sınıflandırmadaki bugünkü yeri de Hoog,
Kwon-Chung ve McGinnis tarafından Cladophialophora bantiana olarak
belirlenmiştir.6 "Hyalohifomikoz" terimi
Ajello ve McGinnis tarafından etkenin konak dokusundaki şeklinin hücre duvarında pigment
bulunmayan bölmeli hifli mantarlarla oluşan mikozları tarif etmek üzere önerilmiştir. Benzer
şekilde konak dokusunda bölmeli ve koyu renkte hifli mantarlarla oluşan deri altı ve sistemik
mikozlar için de "feohifomikoz" terimi önerilmiştir. Bunlar şemsiye terimlerdir ve hyalohifomikoz
teknik olarak aspergilloz, psödalleşeriyaz, şeffaf hifli mantarların oluşturduğu keratomikoz,
fusarioz ve bazidyomikozu kapsar. Fakat pratikte aspergilloz iyi tanındığından, hyalohifomikoz
adı esasen saydam duvarlı Hifomisetlerden seyrek rastlanan fırsatçı mantarların sebep
olduğu infeksiyonları ifade etmek için kullanılmakadır.9,10
Her iki terim de belirli bir klinik sendromu temsil etmemekte, ancak etkenin tanımı yapılıncaya
kadar kolaylık sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Aslında bu yapay bir sistemdir çünkü kolaylık
sağlamak uğruna tamamen alakasız organizmalar sadece hiflerinin konak dokusundaki rengine
göre aynı kategoriye alınmıştır; ancak etken tanımlandığında hastalığın adı konulabilmektedir.
Maya taksonomisi ile ilgili olarak J.Lodder'in hazırlamış olduğu monograf, Kreger-van Rij
ve Barnett tarafından yapılan bir kısım değişiklik ve eklemelerle halen temel kaynak
durumundadır. Küflerde olduğu gibi mayaların da tanımında morfoloji, vejetatif ve eşeyli
üreme özelliklerinin incelenmesi öncelik taşımakta, bunlar fermentleme özellikleri ile birleştirilerek
üst taksonlara ulaşılmakta; diğer biyokimya özelliklerinin aranması ile de alt taksonlara
gidilmektedir. Söz gelimi bugün maya taksonomisinde kandidaların tarif ve kabul edilmiş
220'nin üzerinde türü bulunmaktadır.11,12 Bunlar
içerisinde tıp mikolojisi bakımından önemli bir kısım kandida türleri, bunlarla karışabilecek
diğer türlerden, 37oC'de üreme, yalancı miselyum,
klamidospor, çimlenme borusu oluşumu, üreaz varlığı, bazı şekerleri fermentleme, bazı karbon
ve azot kaynaklarını assimile etme yönleriyle incelenmek suretiyle ayırd
edilmektedir.13 Candida albicans bugün üzerinde en çok
çalışılan mayalardan biridir; morfoloji, fizyoloji ve biyokimya özellikleri hakkında yapılan
araştırmalar diğer insan patojeni mantarlar hakkında yapılanların hepsinden fazladır.
Son yıllarda bu mantarların (mannan antijeni, proteinaz enzimi gibi) antijenleri ve
enzimleri üzerinde durulmaktadır. Diğer taraftan C. albicans'ın mısır unlu agardaki çizgi
kültürleri belirli ve farklı karakteristiklere sahip koloni morfolojileri gösterdiklerinden bunlardan
bu türün kökenlerinin tiplendirilmesinde yararlanılması anlamlı bulunmuştur. Daha sonra
başka araştırıcılar tarafından kolonilerin yüzey özelliklerinin sabit olmadığı ve kökenlerin
laboratuvarda saklanması sırasında S'den R'ye doğru değiştiği; buna karşılık nispeten daha
kararlı olduğu ve ancak 2 yıllık saklama süresince yüksek tekrarlanabilirlik gösterdikleri
gözlemlenmiştir. Hunter ve arkadaşları, C. albicans'ın belirli morfotipleri ile bu kökenlerin
ayrıldıkları kaynaklar arasında anlamlı bir korelasyon bulunduğunu gözlemlemişlerdir.9
Önceleri morfoloji, mayalardan çok küfler için önemli kabul edilmekteyken bugün
bağışıklığı baskılanmış hastalardan ayrılan maya cinsleri geniş bir yelpazeye yayılma
eğilimi gösterdiğinden bunların tanımlanmasında da temel basamak sayılmaktadır.
Bir yandan hekimin hasta tedavisine çabuk geçebilmesi açısından klinik mikoloji
laboratuvarlarında mayaların hızlı tanımı önem taşımakta; diğer yandan da antifungallere
dirençli kökenler geliştirilmemesi açısından da "hızlı" sonuç almanın
göreceli bir anlamı olduğu hatırlanarak çalışılmalıdır. Mayaların hızlı tanımı için
geliştirilmiş API 20C, API ZYM, Vitek, ID32C gibi ticarette bulunan hazır tanım sistemleri
ile sonuçlar 24 saatten 3 güne kadar alınabilmektedir.14
Ancak IMC-6'da da McGinnis ve I. Salkin gibi otoritelerce de yeniden vurgulandığı gibi,
günümüzde hastalık etkeni olarak ayrılan mantar çeşitlerinin giderek artmasına karşın
tanm için sunulan ticari kitler ancak çok sınırlı bir mantar yelpazesinde iş görmeleri,
ayrıca oldukça pahallı olmaları sebebiyle halen dış dünyada ancak belirli bir araştırma
konusu çerçevesinde kullanılmakta, özellikle mikolojide uzmanlaşmış laboratuvarlarda
rutin çalışmalarda yer verilmemektedir. Buna karşın özellikle bağışıklığı baskılanmış
hastalarda doğru ve hızlı tanımın sırasında hayat kurtarıcı olabilmesi sebebiyle yöntemler
geliştirilmeye çalışılmaktadır.9
Küf mantarlarında da hava ve toprak kaynaklı belli başlı bazı cins veya türlerle
sıklıkla hastalık etkeni olarak karşılaşılmaktadır. Bunlar arasında Fusarium, Scedosporium,
Cladosporium, Alternaria... gibi mantarlar oluşturdukları fırsatçı infeksiyonlar ve/veya
antifungaller karşısındaki direnç özellikleri ile önde gelenlerdir. Özellikle, Güneydoğu
Asya ve Uzak Doğu ile sınırlı bir coğrafya gösteren; insan ve hayvanlarda primer
patojenlerden olan Penicillium marneffeii'nin etken olduğu 1990 sonrasında 30'dan
fazla mikoz bildirilmiş olduğu dikkati çekmektedir. Avrupa ve Amerika'dan 4 AIDS'li kişide
de bulunduğu bildirilmiştir.9 Geçtiğimiz yıl Avrupa Tıp
Mikolojisi Konfederasyonu (ECMM) tarafından bu kıtada kriptokokkoz, histoplazmoz,
kandidemi ve tinea capitis bulunuşu ile ilgili epidemiyoloji araştırma grupları oluşturulmuş
olup çalışmaları sürmektedir.15 Yine 1998'de Histoplasma
capsulatum'un Yakın Doğu'da İsrail'den başka, yurdumuzda da doğadaki varlığı
gösterilmiştir.16,17
Diğer yandan, Pneumocystis carinii filopodia'lı amipsi görünümü ve pentamidine'e,
trimethoprim-sulphametaxazole'e ve pyrimethamine-sulfadiazine ile tedaviye cevap vermesi
fakat amphotericin B gibi antifungal maddelere duyarsız olması dolayısıyla eskiden bir
protozoon olarak muamele görmüştü. Bu mikroorganizmanın ustomycetous
(kırmızı mayalarla) yakından ilişkili yani basidiomycetes olduğu öne sürülmüş;
daha sonra 18S r-RNA gen dizisi verilerine dayanılarak bu mantarın ideal filogenetik
yerleşiminin askomisetler arasında olması bilimde tartışılmıştır. P. carinii bugün mantarlar
arasında ele alınmaktadır.18
Genel ve özel mikoloji alanında mantar morfolojisi ve fizyolojisi ile ilgili bilgiler,
taksonomi, mikozların epidemiyolojisi ilerleyen zaman içerisinde hızla değişmekte,
gelişmekte ve yoğunlaşmaktadır.
Mikolojideki son araştırmalar daha çok tanım tekniklerini, mantar hastalıkları için özel
serolojik testleri, yeni ve ileri kimya maddeleriyle tedaviyi hedef almış, mikozlardaki hastalık
mekanizması açıklanmaya çalışılmıştır.9,19 Bu ara rutin
çalışmalarda materyalde bulunan dermatomikoz etkenlerinin hızlı, hata payı azaltılmış
ve daha kolay olarak aranması için lam lamel arası preparatların yapılmasında kullanılmakta
olan KOH çözeltisine %40 dimetil sülfoksit katılarak eritici kabiliyeti artırılması önerilmiş,
tarafımızdan yapılan bir çalışmada da yöntemin özellikle tırnak örnekleri için daha iyi olduğu
gözlemlenmiştir.20,21
Yalnız epidermin stratum corneum'unda oturduğu bilinen Malassezia furfur'un son senelerde
kandan ayrıldığı 25, akciğer biyopsilerinden 3 ve periton boşluğu ve maksiller sinüsün ikisinden
birden izole edildiği 1 olgunun bildirilmiş olması ilginçtir. Hastaların hepsinin santral ven veya
arter kateteri taşıyor olması, ven yolundan lipid almış olmaları ortak yönleri olup bu yönleri ile
M. furfur infeksiyonuna yatkınlıkları gelişmiştir. Ayrıca dalağı alınmış lösemili, kemik yayılımlı
prostat kanserli bir olguda da kandan ayrılmıştır.5
İnsan vücudunda mantar infeksiyonlarına karşı çok yüksek bir doğa direnci vardır. Mantar
infeksiyonu alma kabiliyeti ile ilgili olarak antikorların çok az rolü olmakta veya rol
oynamamaktadır. Genetik hatalara bağlı olarak lökosit fonksiyonunda bozuklukları olan
veya değişik lenfamatöz hastalık şekilleri taşıyanlarda izlendiği şekilde, ayrıca T
lenfositlerinde bozukluğu olan hastalarda fırsatçı mantar infeksiyonlarının yaygınlığından da
anlaşılacağı üzere hücre aracılığı ile bağışıklık, mantarların istilasına karşı tek etkili direnç
olarak belirmektedir. Son zamanlardaki çalışmalar Doğal Katil (NK) Hücrelerinin Histoplasma
capsulatum'a karşı erken konak savunmasında çok önemli bir rolü olduğunu ortaya
çıkarmıştır.2
Gerçek mantar infeksiyonları belirli bir endemik alanda ve yeterli sayıda konidi veye
spor alan kimselerde görülmekte, bunların %90'dan fazlası hastalık belirtisi vermemekte
veya hızla iyileşmekte ve bu kimselerde reinfeksiyona karşı uzun süreli bir direnç gelişmekte,
seyrek olarak ve özellikle de direnci kırık şahıslarda infeksiyon ciddi bir şekil almaktadır.
Diğer yandan erişkin erkeklerde ağır hastalık şekli daha çok görülmekte, koyu derili insanlarda
hastalığın daha ağır seyrettiği ve daha yaygın olduğu, toptakla meşgul olanların hastalığa daha
fazla maruz kaldığı kaydedilmektedir. Patojen mantarların saprofit ve doku şekilleri arasında
farklılık bulunduğu, ekserisinin patojen safhada mayamsı şekil gösterdiği, bu farklılığın başlıca
ısı değişikliğinden ileri gelmesi sebebiyle bu grubun "termal dimorfizm"
karakterine sahip olduğu belirtilmektedir. Bundan başka patojen mantar infeksiyonlarının genel
patoloji, prognoz ve tedavi bakımlarından benzerlikler sergilediğine ve bunların insandan insana
oldukça nadir olarak bulaştığına dikkat çekilmektedir. Özet olarak bir mikozun; konağın direncine
ve alınan mantar sayısına bağlı olarak geliştiği söylenebilir.2
Diğer taraftan, fırsatçı mantar infeksiyonları belirli bir bölgeye bağlı olmaksızın bütün dünyada
görülebilen, düşük virülensli çeşitli türden mantarlar tarafından çeşitli sebeplerle vücut direnci
bozulmuş kimselerde ortaya çıkmakta, ekseriya sinsi bir seyir göstermekte ve hastanın iyileştiği
durumda da özgül bir bağışıklık gelişmemektedir. Yaş, cinsiyet, ırk özelliği olmayıp biricik önemli
faktör bu mikozun altında yatan hastalığın tipi ve ağırlığıdır. Hücresel direnç eksikliği, normal
floranın bozulması diyabetlilerin asidozunda keton cisimlerinin birikmesi, fizyolojik değişiklikler
gibi çeşitli sebepler fırsatcı mantar türlerinin sayısının artmasına ve kolonizasyonuna yol
açabilmektedir. Fırsatçı mantarlarda genellikle termal dimorfizme rastlanmamaktadır. En sık
görülen dört tür Candida albicans, Aspergillus fumigatus, Cryptococcus neoformans ve
Rhizopus arrhizus'tur. Direnci kırık kimselerde hastalık yapabilen diğer fırsatçı mantarlar ile de
uzun bir liste oluşturulmaktadır.2,5
Mikologlar bugün geçerli olarak tarif edilmiş 100.000-250.000 kadar mantar türü ile henüz
keşfedilmemiş birçok tür bulunduğunu kabul etmektedirler ve bunlardan en çok 150 kadarı insan
ve hayvan primer mikozlarının etkenleridir.21 Bunlar deri
ve deri altından veya mukoza infeksiyonlarından başlayarak sistemik ve potansiyel ölümcül
hastalıklara kadar geniş bir infeksiyon yelpazesine sebep olurlar. Bunlara ek olarak travmaların
ardından veya anormal duyarlı hastalarda sayısız başka mantarlar da lezyonlara sebep olmaktadır.
Patojen mantarların ekseriya zor üremelerine karşılık, besiyerlerini kirletici (contaminant) türlerin sıklıkla
ayrılması ve yanlışlıkla bunların infeksiyon etkeni olarak değerlendirilmesi, bildirilenlerin
bir çoğuna yanlış veya en azından şüpheli rapor olarak bakılmasına yol açmıştır. Şüpheleri
kaldıracak şekilde iyi belirlenmiş çalışmalarda, ismi ancak literatürde bulunan seyrek bir kısım
mikozların, dirençkıran sebep ve uygulamalara maruz kalan insanların sıklığına paralel olarak
gittikçe artan sayıda rastlandığına dikkat çekilmiş, bazı nadir türlerin insanda oluşturduğu mikozlar
bildirilmiştir.5,9 Böylece, doğa direncinin yeterince azaldığı bir
durumda mikoza yol açan değişik türlerden birçok mantar, şartlara uyma ve yayılma yetenekleri
sayesinde, muhtemelen bütün mantarların potansiyel olarak patojen sayılabileceklerini
göstermektedir.22 Tıp Mikolojisi biliminin geçmişinin
yaklaşık 160 yıl önceye gitmesine rağmen, mikozlar ve etyolojik etkenleriyle ilgili öğrenilecek
pek çok bilgi daha bulunmakta; fırsatçı mantarların son günlerdeki çıkışı tıp mikolojisinin ilgi
alanını bu yöne çekmektedir.6
Diğer taraftan nozokomiyal mantar infeksiyonlarının insidensinin de son yıllarda giderek
arttığı; Amerika'daki bir çalışmada nozokomiyal mikroorganizmalar arasında mantarların
bakterilerden sonra ikinci sırada yer aldığı bildirilmektedir.9
Görülen odur ki konağın savunma gücünün azaldığı durumlarda karşılaşılan nadir fakat hayatı
tehdit eden etken sayısı ve çeşitliliği giderek artmakta ve tıp mikolojisinin sınırları bugün artık
genel mikolojiye doğru ilerlemektedir.
Direnci kırılmış kimselerde çok çeşitli türden fırsatçı mantarların yol açtığı infeksiyonlar
son yıllarda giderek önemli bir problem haline gelmekte ve yeni tedavi yaklaşımları gerekmektedir.
Mikozların antifungal ilaçlarla tedavisi alanında da önemli ilerlemelerin ortaya çıktığı
görülmektedir. Amphotericin B ve bunun lipidli formülleri yanısıra bununla birlikte de
kullanılabilen flucytosine, ketoconazole, fluconazole, miconazole tercih edilen ilaçların
başında gelmektedir. Henüz bir çoğu için in vitro incelemelerin sürdürüldüğü yeni potansiyel
antifungaller de bulunmuştur. Üçüncü jenerasyon triazoller arasında voriconazole, clotrimazole,
econazole, Echinocandin'lerden Cilofungin (LY 121019) ve LY 303366 Pneumocamdin'lerden L
743872 ile ilgili bilgiler de artmaktadır. Klinik çalışmalara ağırlık verilmek suretiyle yeni antifungal
ilaçların mantar infeksiyonlarında hayat kurtarmasına, emniyet ve etkinliğine ışık tutacağı
düşünülmektedir.21
Mantarların antifungal maddelere duyarlılığının in vitro denenmesinde, bakterilerin
antibakteriyel maddeler karşısındaki duyarlığı denendiği zaman karşılaşılmayan birçok
sorun ortaya çıkmaktadır. Söz gelimi mantarlarda yapı değişiklikleri olması, gelişme
koşullarında ve hızlarında farklar bulunması standart deney metodları geliştirimesini
güçleştirmektedir. Tekrarlanabilir standartlaştırılmış deney metodlarına gereksinim
duyulduğundan antifungal maddeler için in vitro duyarlılık deneylerinin yorumlanmasında
güçlüklerle karşılaşılmıştır. Avrupa Tıp Mikologları öncülüğünde Fransız Tıp Mikoloji
Cemiyeti adına bir çalışma grubu oluşturan 12 temsilci laboratuvar, standartlaştırılmış in
vitro antifungal duyarlılık deneyleri önermişlerdir. 1982'de National Committee for
Clinical Laboratory Standarts (NCCLS) antifungal duyarlılık deneyleri ile ilgili bir alt
komite oluşturmuştur.22 Birçok laboratuvarlar arası
işbirliği çalışmaları sonucunda bu alt komite 1992'de mayalar için bir referans metod
önermiştir.23 Daha sonra mayalar için bir makrodilüsyon
yöntemi ile daha pratik olabilen bir mikrodilüsyon yöntemi geliştirilmiştir.24
Ticarette bulunan, antifungal madde emdirilmiş şeritlerin kullanıldığı bir difüzyon yönteminin
de uyumlu sonuçlar verdiği bildirilmektedir.25
Yöntem standardizasyonu ile ilgili önemli adımlar atılmış olmasına karşın referans
metodlarla hasta cevabı arasında ilişki kurulması için daha ileri çalışmalar gereklidir.
Son zamanlarda bakteriyoloji ve viroloji gibi tıp mikolojisi de moleküler biyoloji
atılımından nasibini almaktadır. Ancak mantarların tanımı halen morfoloji ve
biyokimya özelliklerine dayanarak yapılmaktadır. Moleküler tekniklerden özellikle
mantar biyolojisi ile ilgili araştırmalarda yararlanılmakta ve daha çok candidalar
üzerinde durulmaktadır. Tıp alanında henüz rutin teşhis için kullanılmamakla beraber
antifungallere karşı direnç mekanızmalarının araştırılmasında yararlanılmaktadır.
Günümüzde ses getiren önemli mikoloji merkezlerinin ABD, İngiltere, Kanada ve
Japonya'da bulunduğu dikkati çekmektedir. Kültür koleksiyonuna sahip referans
laboratuvarları arasında Centraalbureaou vor schimmelcultures, International Mycological
Institute, American Type Culture Collection...önde gelmektedir.
Günümüzde ileri ülkelerde mikolojinin tıp dışında başka birçok alt dalları da hızla
gelişmektedir. Söz gelimi, çevre, endüstri, biyoteknoloji ile ilgili International
Biodeterioration Association şemsiyesi altında toplanan bir kısım dalların yanı sıra,
gıda mikolojisiyle ilgili olanlar ve Hindistan'da bulunan ve bu satırların yazarının da
üye seçildiği, eski eserlerin mikroorganizmalarla bozulması ve önlenmesi ile ilgilenen
International Conceil of Biodeterioration of Cultural Properties sayılmaya değer. Buna
bağlı olarak dezenfeksiyon ve dezenfestasyon yöntemlerinde de zehirli olmayan inert
gazların kullanımı, havanın bileşiminin değiştirilmesinden yararlanan uygulaması da
oldukça basitleştirilmiş, insan ve çevre sağlığına zararsız yöntemler gibi yenilikler
gündeme gelmektedir.
Yurdumuzda ise özellikle dermatofitlerle ilgili olmak üzere Osmanlı
İmparatorluğu döneminde de uğraşılmış, bunlardan en erkeni Celalettin
Muhtar tarafından 1892'de yayımlanmıştır ve el ve ayak dermatofitleri
konusundaki ilk yayındır. Bunu 1908'de Talad'ın favus konusundaki yayını
ve başkaları izlemiştir.3 Erken dönem
olarak nitelendirilebilecek yayınların çoğu Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane'nin
yayımladığı Gazete Médicale d'Orient'da çıkmıştır. Bu çalışmalar arasında
söz gelimi 1895'lerden itibaren M. Hodara'nın yalnız veya arkadaşlarıyla yaptığı
çok sayıdaki yayınları; 1906'da Gabrielides'in aktinomikozların tanımı; 1911'de
Reşat Rıza'nın intani umumi yapılmış bir cins oidium; 1916'da Englaender'in
onikomikoz hakkındaki makaleleri; 1920'lerden itibaren Hulusi Behçet'in
bildirdiği çeşitli olgular; 1945'de T. Sağlam'ın doku kesitlerine bakarak tarif ettiği
Türkiye'de ilk histoplazmoz olgusu; 1947'de K. Arısan'ın bildirdiği vaginal mikoz;
1952'de EK Unat'ın bizde rastlanılan dermatofitler ve İstanbul'da rastlanılan saçlı
deri dermatofitleri hakkındaki yayımları gibi sayısı arttırılabilecek örneklerler
bulunduğu görülmektedir.26 Bir çok önemli çalışmasının yanısıra, bizde
bulunan dermatofitlerin ilk listesini yayımlayan, hem H.capsulatum hem de
Cr.neoformans'ın doğal kaynağından ayrılması ile ilgili ilk çalışmaları başlatan,
ilk kriptokokkoz, Madurella mycetomi'den ileri gelen madurumikoz ve
Pneumocystis carinii olgularını ve ayrıca dünyada ilk kolon kriptokokkozunu
bildiren, Tıp Mikolojisi ile ilgili kitap ve makaleler ile olgu bildirimleri yayımlamış
olan Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat 13 Nisan 1998'de aramızdan ayrılmıştır.18
Mikoloji konusunda çeşitli çalışma ve yayınlarda bulunmuş olan Prof. Dr. Emel
Tümbay 1983'de yayımladığı kitapta şu satırlara yer vermiştir. "Türkiye'de
mikolojinin tanınmasında ve yerleşmesinde, özellikle mikrobiyoloji ve dermatoloji
bilim dalları hizmet vermişlerdir ve vermektedirler. Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat,
Prof. Dr. Nizamettin Erbakan, Prof. Dr. Lütfi Tat, Prof. Dr. Cemal Gezen, Prof. Dr. Reşat T. Kınacıgil, Prof. Dr. Nevzat Öke, Prof. Dr. Behiç Onul, Prof. Dr. Namık Aksoycan,
Prof. Dr. Enver Tali Çetin, Prof. Dr. Özdem Anğ, Prof. Dr. Ömer Kasımoğlu,
Prof. Dr. Ayhan Yücel, Prof. Dr. Nuran Yuluğ ve Prof. Dr. Mustafa Arda gibi bilim
adamları tanı koydukları mantar bulaşlarını yayımlayarak, tıpsal mikoloji
konusunda aydınlatıcı yazılar ve kitaplar yazarak, laboratuvarlarında mikolojiye
ilişkin rutin çalışmalar ve araştırmalar yaparak ve bilimsel toplantılara mantar
konularını getirip işleyerek, ülkemizde mikolojinin tanınmasına ve yerleşmesine büyük
katkılarda bulunmuşlardır. Ayrıca Prof. Dr. Enver Tali Çetin ve arkadaşları, ülkemizde
ilk kez, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı Mikroorganizma Kültür Koleksiyonları
Araştırma ve Uygulama Merkezi'ni kurarak araştırıcıların yararlanacağı bir mantar
kültür koleksiyonu oluşturmuşlardır".3
Bugün yurdumuzda tıp mikolojisi ile uğraşanların sayısı giderek artmaktadır ve
halen tıp mikolojisi dışındaki alanlarda da, söz gelimi üniversitelerimizde fitopatoloji,
zehirli mantarlar; mikotoksinler, TÜBİTAK'da gıda mikolojisi üzerinde ve organik
maddelerin mantarlarla bozulması ve korunması ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.
KAYNAKLAR
- Ainsworth GC. Sparrow FK. The Fungi. An Advanced Treatise. Academic Press. NewYork. 1973.
- Unat EK, Yücel A. Tıp mikolojisi. Unat EK, Yücel A, Altaş K, Samastı M. Unat'ın tıp parazitolojisi. İnsanın ökaryonlu parazitleri ve bunlarla oluşan hastalıkları'nda. 5. baskı. İstanbul, Cerrahpaşa Tıp Fak. Vakfı Yayınları : 15, 1995; 682-860.
- Yücel A. Tıp Mikolojisi. Dünyada ve Türkiye'de 1850 yılından sonra Tıp Dallarındaki İlerlemelerin Tarihi'nde. (Ed. E. K. Unat) İstanbul, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Vakfı Yayınları 4, 1988: 424-434.
- Yücel A. Mikozların tedavisi: Antifungal ilaçlar. A.Yücel, F.Tabak, R.Öztürk, A.Mert eds. Günümüzde Antimikrobik Tedavi'de. İstanbul Bulaşıcı Hastalıklarla Savaş Derneği Yayın No.12; 1998:117-142.
- Yücel A. Tıp mikolojisinde son on yıldaki ilerlemeler. Türkiye Parazitoloji Dergisi 1989; 13(2): 169.
- Ajello L. Italian contributions to the history of general and medical mycology. Medical Mycology 1998; 36 (Suppl 1): 1-11.
- Arda M. Mikoloji . A.Ü.Vet.Fak.Y.366. Ankara, A.Ü. Basımevi; 1980 : 11-14.
- Unat EK. Dr. Chester Wilson Emmons. Deri Hastalıkları ve Frengi Arşivi; 1990;24: 231-236.
- Kwon-Chung KJ, Bennett JE. Medical Mycology. Philadelphia: Lea and Fabinger, 1992.
- Richardson MD, Warnock DW. Fungal Infection.: Diagnosis and Management. Oxford; Blackwell Scientific Publications 1993:162
- Lodder J. The Yeasts, a taxonomic study. Amsterdam: North Holland Publ.Co.1979.
- Kreger-van Rij, NJW (Ed). The Yeasts. A taxonomic study. Amsterdam: Elsevier Scientific.1984.
- Yücel A. Tıp bakımından önemli Candida türlerinin mikolojisi. Türk Mikrobiyol.Cem.Derg. 1987; 17(1-2):45-59.
- Warren NG, Haren KC. Candida, Cryptococcus and other yeasts of medical importance. In: Murray PR, Baron EJO, Pfaller MA, Tenover FC, Yolken R eds. Manual of Clinical Microbiology. 6th ed. Washington DC: American Society for Microbiology, 1995: 723-738.
- Epidemiological Working Groups of ECMM. Mycology Newsletter 1998; 1 (January): 6-14.
- Yücel A, Kantarcıoğlu S. A detailed study on two Histoplasma capsulatum strain. 6th International Mycological Congress. Israel, Jerusalem, 23-28 August 1998. Conference Abstracts Jerusalem, 1998 ; 22.
- Yücel A, Kantarcıoğlu S. Histoplasma capsulatum'un epidemiyolojisi. (Baskıda).
- Yücel A, Kantarcıoğlu S. Prof.Dr.Ekrem Kadri Unat'ın mikoloji çalışmalarındaki yeri. (Baskıda).
- Rippon JW. Medical mycology. Third edition. Philadelphia, WB Saunders Company, 1988.
- Baron EJ, Finegold SM. Bailey and Scott's Diagnostic microbiology. St Louis : The CV Mosby Company, Baron EJ, Finegold SM eds. Bailey and Scott's Diagnostic microbiology. St Louis : The CV Mosby Company, 1990.
- Yücel A, Sezgiç N. Lam-lamel arasında hazırlanan örneklerin mantar yönünden incelenmesi sırasında ortama dimethyl suphoxide ilavesinin önemi. T.Parazitol.Derg. 1998; 22(3): 299-302.
- Espinell-Ingroff A, Pfaller MA. Antifungal agents and susceptibility testing. In : P Murray, EJ Baron, MA Pfaller, FC Tenover, RH Yolken eds. Manual of Clinical Microbiology. ASM Press. Washington DC 1995:1405.
- National Committee for Clinical Laboratory Standards. Reference Method for Broth Dilution Antifungal Susceptibility Testing for Yeasts. Proposed Standard. Document M27-P. National Committee for Clinical Laboratory Standards, Villanova 1995.
- National Committee for Clinical Laboratory Standards. Reference Method for Broth Dilution Antifungal Susceptibility Testing for Yeasts. Proposed Standard. Document M27-T. National Committee for Clinical Laboratory Standards, Villanova 1995.
- AB Biodisc.E test technical guide NO.4 Antifungal susceptibility testing of yeasts. Solna, Sweden AB Biodisc 1993.
- Unat EK. Türkiye'nin Tıbbi Mikolojik Bibliyografyası. İst.Ü.T.F.M. 1960; 23(3): 386-400.
- Unat EK. Bizde rastlanılan dermatofitler hakkında. Türk Tıp Enc Arş 1952; 3(12): 90-98.
- Prof. Dr. Ayhan Yücel, İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, 34303, Cerrahpaşa, İstanbul.
|
|