CANDIDA ALBICANS'IN TAKSONOMİSİNDEKİ ÖNEMLİ BAZI DEĞİŞİKLİKLER*
Ayhan YÜCEL, A. Serda KANTARCIOĞLU
|
Background.- The genus Candida is classified in the family
Cryptococcaceae and included about 200 species in recent taxonomic
treatise. C. albicans is the more frequent pathogenic species and is also
part of normal human flora. Recently, germ tube and chlamydospore positive Candida
albicans strains with abnormal characteristics have been isolated from primarily
oral candidiasis in HIV infected (HIV+) individuals and AIDS patients. This isolates
have very close phenothypic properties to those of C. albicans but a
distinctive atypical genomic organisation. First identified as a new species of
Candida in Ireland in 1995 and the name Candida dubliniensis has
been proposed. C. stellatoidea, C. claussenii and C. langeronii
has been reduced to synonymy of C. albicans on the basis of their
significant DNA relatedness.
|
Yücel A. Kantarcıoğlu S. Some important changes in taxonomy of Candida
albicans. Cerrahpaşa J Med 1999; 30 (3): 236-246.
Candida'lar Deuteromycota'da Blastomycetes sınıfının
Cryptococcales takımında Cryptococcaceae ailesinde sınıflandırılan,
blastosporlarla çoğalan, yalancı misel yapan, gerçek misel yapmaları müstesna
olan ve eşeyli şekilleri Hemiascomycetes sınıfında bulunan bir grup
anamorf mayadır. Bugün için kabul edilmiş 200 kadar türü bulunmaktadır.
Candida'lar küre şeklinde, söbemsi, silindirik olabilen, 2-8 x 3-15 mm
boyutlarında ökaryonlu mikroorganizmalardır; maya hücreleri ve yalancı
misel oluştururlar ve tomurcuklanarak çoğalırlar (Şekil 1, 2). Tomurcuklanarak
meydana gelen yavru hücre ana hücrenin aynıdır, ana hücreden ayrılabilir veya
ayrılmaz. Ayrılmayı başaramayan hücre tomurcukları, yalancı misel şeklinde
zincirler, seyrek olarak bazen de gerçek misele benzeyen bir ağ oluştururlar.1-3
Bu cins içerisinde en sık karşılaşılan patojen tür C. albicans (Robin) Berkhout
(1923); Sabouraud'nun glikozlu buyyonunda küremsi, hafif söbemsi bazen uzamış
mayalar (4-6 x 6-10 mm) şeklinde görülür. Sabouraud'nun glikozlu agarında 2-3
günlük kolonileri hamur kıvamında ve krem rengindedir. Mısırunlu jelozda
C. albicans'ın 4 değişik şekil oluşturarak geliştiği görülür 1) Yalancı misel,
2) Blastosporlar (Blastokonidiler), 3) Klamidosporlar (Klamidokonidiler),
4) Çok seyrek olarak gerçek misel. Mısırunlu jeloz gibi besince fakir bir ortam,
maya hücrelerinin, iyi yedek besin depolayan klamidosporlar oluşturmasına yol açar.
Bunlar oluşurken hifin veya yalancı hifin bir yerinde, sitoplazma yoğunlaşır, burası
hifin çapından daha geniş olacak tarzda şişer ve duvarı kalınlaşır. Hiflerin içinde
(ara klamidospor), kenarında (yan klamidospor) veya uçlarında (uç klamidospor)
gelişebilen, büyük (8-12mm), yuvarlak ve kalın duvarlı bu oluşumlar, açlığa ve
diğer değişik şartlara karşı canlılığını koruyabilecek bir uyum sağlarlar (Şekil 3).
Kalın duvarların polisakkarit (b 1:3 glucan)'den yapılı bir dış tabakası, protein ve
çok miktarda lipid taşıyan bir de iç tabakası vardır. Klamidosporlar C.
albicans'ın en belirgin özelliğidir ve herhangi başka bir candida türü tarafından
nadiren meydana getirilir. Bu bakımdan C. albicans ile diğer candida'ların
ayırdedilmesinde faydalı olurlar. C. tropicalis'in de bazı kökenleri, özellikle
de ilk ayrıldıkları sırada klamidosporlar yaparlar. Ancak bunlar C. albicans'a
ait klamidosporlardan, bir destek (süspansör) hücrenin bulunmamasıyla farklılık
gösterir ve daha sonra yapılan pasajlarda kaybolurlar. Buna karşılık klamidospor
oluşumu C. albicans'da sabit bir olgudur. Ayrıca C. tropicalis'e ait
klamidosporların biçimi gözyaşı damlasına benzer ve bunlar daha ufak çapta
oluşurlar.2 Klamidospor üreten ve 1995'de ayrı bir candida türü
olarak kabul edilen C. dubliniensis'in klamidosporlarının diğerininkilerden
farklı olması önemli bir fenotip özelliğidir. C. albicans genellikle gerçek
veya psödohiflerin ucunda tek tek klamidosporlar üretir (Şekil 4). Buna karşın C.
dubliniensis'inkiler çok daha bol ve ekseri çiftler halinde veya üçlü hatta bazen
psödohifin ucundaki aynı bir taşıyıcı (süspansör) hücreye yapışmış kalın duvarlı birkaç
klamidospordan oluşan kümeler veya salkımlar oluştururarak olağandışı düzen
gösterirler (Şekil 5).4,5
|
Şekil 1. C. albicans, tomurcuklanan maya hücreleri (Fluorescein isothiocyanate ile boyanmış) (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 2. C. albicans, pseudohif ve blastosporlar (Fluorescein isothiocyanate ile boyanmış) (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 3. C. albicans'da ara, uç ve yan klamidosporlar (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 4. C. albicans'da klamidosporların hiflerin ucunda tek tek dizilimi ve taşıyıcı (süspansör) hücreler (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
C. albicans'ın Tween 80'li mısırunlu jelozda klamidospor geliştirmesini
teşvik etmek amacıyla Yücel tarafından bir ekim yöntemi geliştirilmiştir. Yöntemin
esası besiyerinin yüzey geriliminin de ayarlanmış olmasından yararlanılarak ekim iğnesi
marifetiyle oluşturulan vakum sayesinde inokulumun, bir merkez noktası etrafına muntazam olarak
dağılmasını sağlamaktır. İnce ekim iğnesi 30o'ye yakın bir açıyla besiyerini
bir noktadan deldikten sonra Petri kutusunun tabanına bastırarak hafifce eğilir ve bir
çizgi doğrultusunda ileri gönderilip geri çekilir. Bu sırada oluşan vakum, inokulumdaki maya
hücrelerinin çevreye muntazam olarak dağılmasını sağlar. Bu şekilde yapılan ekimlerde
besiyerine muntazam dağılan kolonilerin periferlerinde iyi gelişmiş klamidosporlar
üretilmektedir (Şekil 6, 7).
C. albicans'ı diğer candidalardan ayırdetmek için serumda kısa zamanda boru
oluşturmasına dayanan yöntem ilk defa 1954 yılında Johnson tarafından izlenmiş,
olayın C. albicans'ın ayırdedilmesi için bir yöntem olarak kullanılması daha
sonraki çalışmalarla ortaya çıkmış; izleyen yıllarda bu özellik yurt dışında ve içinde
birçok araştırmaya konu oluşturmuştur.6 C. albicans'ın maya hücreleri
serumda asıntı halinde 37oC'de bırakıldığı zaman 2 saatte fasulye filizini
andıran kısa uzantılar (çimlenme borusu) oluştururlar (Şekil 8). Çimlenme boruları çok
çabuk (2 saatte) oluştuğundan C. albicans'ın çabuk tanınmasında süratle işleyen
bir deney olarak kullanılır. C. albicans kökenlerinde pozitif olan bu deneyin diğer
sık rastlanan hiçbir candida türünde bu koşullarda görülmemesi son derecede önemlidir.
|
Şekil 5. C. dubliniensis'de hiflerin ucunda ikili ve dörtlü klamidosporlar (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 6. Tween 80'li mısır unlu jelozda vakumlu yöntemle ekim (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 7. Tween 80'li mısır unlu jelozda gelişen kolonilerin periferinde blastokonidyum kümeleri ve klamidospor gelişmesi (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 8. C. albicans'da çimlenme borusu (İnsan serumunda 37o C'da iki-iki buçuk saat) (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
C. albicans'ı çabuk tanımak için serumda 37oC'de 2 saatte
çimlenme borusu oluşumu ve mısırunlu tween 80'li veya başka uygun besiyerinde
klamidospor oluşumu incelenir. Diğer yandan C. tropicalis, çimlenme borusuna
benzeyen uzamış yalancı hifimsi hücreler de yapabilir. Çimlenme borusuna benzeyen
bu borucuğun C. tropicalis'e ait maya hücresinden çıktığı yerde bir daralma
görülür (Şekil 9). Bu daralma durumu C. albicans'ın çimlenme borusunda
görülmemektedir.2 Klinik olarak anlamlı Candida kökenlerinin
tanımı için en hızlı ve güvenilir kanıtlar çimlenme borusu deneyinin pozitif olması ve
klamidosporların görülmesidir.2,3,7,8 Boya maddesi içeren besiyerlerine
ekilerek doğrudan enzim aktivitesinin aranması gibi birkaç saatte sonuç verebilen ve
güvenilirlikleri göreceli olan ticari candida tanım yöntemleri geliştirilmişse de C. albicans
için hiçbir deney çimlenme borusu deneyi kadar özgün değildir. Bu deneyde negatif
sonuç veren C. albicans kökenlerinin küçük bir yüzdesini oluşturan
C. claussenii ve C. langeronii ise bu türün sinonimleri olarak
düşünülmektedir.3
C. albicans'ın bazı yapı özellikleri; yalancı hif, blastospor, çimlenme
borusu ve seyrek olarak klamidospor yapabilen C. stelladoidea'da
bazen görülebilir. Antijen yapıları bakımından da benzerlik gösterdiğinden C.
stellatoidea bazı araştırıcılar tarafından C.albicans'ın virulan olmayan bir
çeşidi olarak kabul edilir. C. albicans kökenleri antijence A ve B tipleri
olarak farklandırılır ve C. albicans'ın B tipi ile C. stellatoidea
birbirinden ayrılamamaktadır. Morfoloji özellikleri gibi biyokimya özellikleri de
benzerdir, fakat C. stellatoidea sukrozu assimile etmez.2
Bir kısım moleküler genetik çalışmalarla C. stellatoidea'nin kökenleri tip
I ve tip II olarak ayrılmış; tip II kökenlerinin bir mutasyon sonucunda
a-glukozidaz düzenleyici bir gen sebebiyle
sukrozu assimile etme kabiliyetinin bulunmadığı ve bu kökenlerin kolayca
sukroz pozitif fenotiplere dönüşebildiği ortaya konmuştur. Daha sonra
Kwon-Chung çalışmalarıyla, C. stellatoidea tip II kökenlerinin
C. albicans serotip A olduğunu, tip I'lerin ise antijenleri yönünden
serotip B'den ayırdedilemediğini; dolayısıyla C. stellatoidea'nin
ayrı bir tür olarak değerlendirilemeyeceğini fakat C. stellatoidea
tip I'in C. albicans'ın tek variantı olduğunu bildirmiştir.3
|
Şekil 9. C. tropicalis, çimlenme borusuna benzeyen uzamış yalancı hifimsi hücreler ve borucuğun maya hücresinden boğumlanarak çıktığı kısım (İnsan serumunda 37oC'da üç saatten sonra) (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 10. Mısırunlu agarda 30oC'de 10 günlük koloni morfolojisi (C. albicans ATCC 26535) (Fotograf: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 11. Mısırunlu agarda 30oC'de 10 günlük koloni morfolojisi (C. albicans, ATCC 10231) (Fotograf: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
|
Şekil 12. C. albicans, trypan mavili mısırunlu agarda gelişen yapı, ana hücrenin yüzeyinden çok kutuplu (multipolar) tomurcuklanma (Mikrofotografi: A. Yücel, S. Kantarcıoğlu)
|
|
Diğer yandan bazı araştırıcılar tarafından Malt özütü agar besiyerinde 30oC'de
10 gün tutularak geliştirilen kolonilerin C. albicans gruplarına özgü bir
ipucu verip vermeyeceği üzerinde çalışılmıştır (Şekil 10, 11, 12).9
Yakın tarihli çalışmalarda, C. albicans
kökenlerinin çoğunluğunun, ksiloz, adonitol, ksilitol, sorbitol, metil-D-glikozid,
N-asetil-D-glukozamin, sukroz ve trehaloz assimilasyonun pozitif olması fakat
gliserol, L-arabinoz ve melezitozu assimile etmemesiyle özellenen tek bir
fizyolojik biyotipe, B1'e dahil olduğu anlaşılmıştır. Daha az sayıda
olmakla beraber bu özellikleri kökene göre değişken olan biyotiplerin de
bulunması karşısında olağandışı C. albicans kökenlerinin fenotipik
ve genotipik karakterlerinin belirlenmesi çalışmaları yapılmıştır.10,11
C. krusei, C. guilliermondii, C. lusitaniae ve C. kefyr gibi bir kaç
tür hariç, klinik olarak önem taşıyan candida cinsi mayaların henüz çoğunun
eşeyli (teleomorf) şeklinin bilinmemesi bu organizmaların sınıflandırılmasını
güçleştirmektedir. Candida ve Torulopsis cinsleri arasındaki ilişki
de buna dahildir; bu iki cinsin tip kökenlerinin Cryptococcus ile
karşılaştırıldığı moleküler çalışmalar sürdürülmektedir.12,13 Candida
taksonomisindeki anormallikleri çözümlemek amacıyla moleküler teknikler devreye
sokulmuştur.13,14 Söz gelimi C. albicans'ın çimlenme borusu
negatif mutantı olarak düşünülen C. claussenii ve klamidospor negatif
mutantı oduğu düşünülen C. langeronii, C. albicans ile yakından
ilgili iki tür olarak önerilmiş ve uzun süre tartışılmıştır. Bu durum karyotip profilleri ve
DNA hibridizasyon patternlerinin karşılaştırıldığı çalışmalar sayesinde çözülmüştür.
Benzer şekilde C. parapsilosis içerisinde de genetik heterojenlikten söz
edilmektedir.13
Önceden C. albicans olarak işlem gören candidaların taksonomi
durumununun araştıldığı moleküler çalışmalarda C. albicans, C.
claussenii (çimlenme borusu negatif) ve C. langeronii
(klamidosporları özürlü) tip kökenlerin sinonim oldukları; diğer özellikleriyle ayırdedilemeyen
C. stellatoidea tip II'nin C. albicans'ın sukroz negatif mutantı
olduğu, ve tip I'in de ayrı bir tür statüsünde değerlendirilmeyip aynı türün
gerçek bir subgrubu olduğu doğrulanmıştır. Bütün bu kökenler, diğer candida
türleriyle söz gelimi C. tropicalis, C. krusei ve C. glabrata ile
karşılaştırıldığında genetik olarak yakından ilgili oldukları bildirilmiştir. Atipik şeker
assimilasyonu saptanan klamidospor pozitif C. albicans kökenleri
genetik çeşitlilik göstermektedirler. Ancak bu atipik kökenlerin C.
tropicalis, C. krusei ve C. glabrata'dan çok C.
albicans'a yakın oldukları bulunmuştur.13
Diğer taraftan son on yılda klamidospor ve çimlenme borusu geliştirebilen
atipik Candida albicans kökenleri HIV infeksiyonlu (HIV+) hastaların
ağız boşluğu lezyonlarından, daha az sayıda vagina mikozlarından
ve diğer sistemik mantar infeksiyonlarından ayrılmasıyla dikkati çekmiş,
filogenetik olarak C. albicans ile yakından ilgili olduğu, genom
organizasyonunun belirgin olarak farklı olduğu ve Candida cinsi
içerisinde ayrı bir taksonomik grup oluşturduğu bulunmuştur. Çimlenme borusu
ve klamidospor oluşturan bu candida grubunun ayrı bir tür olarak tanımlanması
1995'de İrlanda'da olup tip köken British National Collection of Pathogenic
Fungi (NCPF)'de saklanmıştır.15,16
HIV infeksiyonlu kişilerde ağız kandidiyazının klinik belirtileri ekseri mukoza yüzeyleri
ile ilgilidir ve infeksiyon sıklıkla nüks eder.14 Candida'lar sağlıklı
bireylerde ağız başta olmak üzere gastrointestinal sistemin florasında bulunurlar.2,15,17
Ağızda Candida kolonizasyonuna karşı konağın salgıları ile ilgili bağışıklık
cevabı, salgı IgA molekülleri aracılığı ile kandidaların epitel hücrelerine tutunmasının
baskılanması şeklindedir. Candida infeksiyonlu AIDS hastalarında hücre
aracılığıyla bağışıklık özürlülüğü, humoral immun cevaptan daha fazla sorumlu
görülmektedir. Dolayısıyla HIV-infeksiyonlu kişide hastalık çoğunlukla endojen
kaynaklıdır. Ancak son 7-8 yıl içerisinde HIV-infeksiyonlu olan ve olmayan bireylerin
ağızlarından ayrılan C. albicans kökenlerinin ayrıntılı incelenmesi AIDS'lilerde
bu mantarın özel tiplerinin baskın olduğunu göstermiştir.15
Dublin'de HIV+ bireylerin ağızlarından elde edilen atipik candida izolatları
incelenmiş, ayrı bir candida türü olarak düzenlenmeden önce C. stellatoidea
tip I'in varyantı olabileceği öne sürülmüştür.18 Ancak, C. stellatoidea
tip I sukrozu assimile etmediğinden bu ihtimal son derecede olasılık dışı görülmüştür.
Sullivan ve ark. Ağustos 1988- Eylül 1994 arasında İrlanda'da 37'si AIDS'li olan
55 HIV-infeksiyonlu kişinin ağız florasından ayrılmış olan atipik kandida kökenini seçerek
yeniden incelemeye almışlar, karşılaştırma amacıyla da 5 Avustralya'lı AIDS'liden elde edilen
benzer atipik C. albicans izolatını kullanmışlardır. C. dubliniensis'in genomdaki
DNA'sının yapısını ortaya koymak için DNA parmakizi ve karyotip analizleri yapılmış ve
bu kökenlerin C. albicans ve C. stellatoidea'den açıkca farklı olduğu
gösterilmiştir. Böylece Sullivan ve ark. Temmuz 1995'de ilk kez fenotipik ve
moleküler genetik karakterlerini bildirmişler ve Dublin kentindeki ilk çalışmayla ilgilendirerek
C. dubliniensis tür adını önermişlerdir. İlerleyen çalışmalarda ağızdan
ayrılan C. dubliniensis kökenlerinin, ağızlarında kandidiyaz klinik belirtileri bulunan
AIDS'lilerin %32'sinden, asimptomatik AIDS'lilerin %25'inden ve ağız kandidiyazı
bulunmayan HIV-negatif normal sağlıklı bireylerden sadece %3, dişlerle bağlantılı
ağız kandidiyazı bulunan HIV-negatif bireylerden %14.6 oranında elde edildiğini
yazmışlardır. Buna göre C. dubliniensis'in normal sağlıklı bireylerin normal
ağız florasında düşük bir insidansla (%3) bulunduğunu, ancak asimptomatik HIV+
bireylerdeki prevalensinin (%19) ve asimptomatik AIDS'lilerdeki prevalensinin (%25) anlamlı
olarak yüksek olduğunu öne sürmüşlerdir. Olguların birçoğunda C. dubliniensis,
C. glabrata, C. tropicalis ve C. krusei gibi diğer türlerle birlikte bulunmuştur.15
Geriye dönük olarak yapılan çalışmalarda başka infeksiyonlardan da sorumlu olduğu
farkedilmiş, yaygın bir coğrafya yayılımı gösterdiği ve kültür koleksiyonlarında yanlış
tanımlanmış kökenler bulunduğu bildirilmiştir.15,16 Sözgelimi British
National Collection of Pathogenic Fungi'de daha önce C. stellatoidea olarak
listeye alınmış olan NCPF3108 Candida kökeninin C. dubliniensis'den
ayırdedilemediği bildirilmiştir.15
İngiltere, İrlanda, İsviçre, Avustralya ve Arjantin'den toplanan HIV+ ve HIV - hastaların
ağızından ayrılmış atipik C. albicans kökenlerinde geriye dönük olarak mantarın yayılım
coğrafyasını araştıran bir çalışmada da incelenen atipik C. albicans
kökenlerinin C. dubliniensis olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmanın bulguları
bu mantarın yeryüzündeki geniş dağılımından başka, doğuştan normal ağız florasının
üyelerinden olduğunu ve özellikle bağışıklığı baskılanmış hastalarda fırsatçı kandidiyaz
etkeni olduğunu göstermiştir.19 Doğrulanmış en eski kökenin 1957'den
beri bir maya koleksiyonunda C. stellatoidea olarak saklanmış olduğu
bildirilmiştir.15 Kuzey Amerika'da HIV+ kişilerin orofaringeal örneklerinde
de bulunduğu gösterilmiştir.20 Geçmişteki prevalensini belirlemek üzere
yapılan bir çalışmada 1970'lerden bu yana C. albicans olarak tanımlanıp saklanmış
olan 2589 maya kökeni yeniden incelenmiş, 53 maya yeniden C. dubliniensis olarak
tanımlanmış, bunlar içerisinde ağız ve dışkı kaynaklı kökenlerin çoğunlukta olduğu ve
İngiltere'de en eski C. dubliniensis örneğinin 1973 ve 1975'de üç hastanın ağız
örneklerinden ayrılmış olduğu belirlenmiştir.21
Tarafımızdan yapılan bir çalışmada da 12'si sindirim sisteminden, 10'u
solunum sisteminden, 19'u idrar yollarından, 7'si vaginadan, 3'ü kandan
ve 3'ü de sonda ucu ve aspirasyon materyalinden elde edilmiş 54 C.
albicans klinik kökeni incelenmiş, bunlar arasında 13'ü (% 24) C.
dubliniensis olarak tanımlanmıştır.4,5
C. dubliniensis'in sukroz assimilasyonu pozitif, fakat C. albicans
ve C. stellatoidea'de de olduğu gibi b-glukozidaz
aktivitesi yoktur.19 API ID32C şeritleri kullanılarak yapılan bir başka
çalışmada a-methyl-D-glucoside ve DL-lactate assimilasyonunun
kararlı olmadığı fakat tip kökenin assimilasyon profilinin API APILAB veritabanına
göre bilinen hiçbir Candida sp'ye uymadığı; C. albicans referans
köken 3153A ve diğer 10 C. albicans kökeninin b-glukozidaz
pozitif olduğu, C. dubliniensis tip kökenin diğer 10 C. dubliniensis kökenlerinin
b-glukozidaz negatif olduğu bildirilmiştir.22
Moleküler ve fenotipik analizler sonucunda, C. stellatoidea'nin tamamen
C. albicans serotip B'ye dahil olmasına karşın C. dubliniensis izolatlarının
da tamamen C. albicans serotip A'ya dahil olduğu gösterilmiştir. İngiltere, İrlanda, İsviçre,
Avustralya ve Arjantin'den toplanan HIV+ ve HIV - hastalardan ayrılmış atipik C.
albicans kökenlerinde geriye dönük olarak mantarın yayılım coğrafyasını araştıran
bir çalışmada da Candida faktör 6 antijeni ile işaretlenen antiserum ile aglütinasyon
reaksiyonu vasıtası ile, incelenen atipik C. albicans kökenlerinin hepsi C.
dubliniensis veya C. albicans serotip A bulunmuştur.19,22 Sağlam ve
HIV infeksiyonlu kişilerden ayrılabilmesi sebebiyle de C. dubliniensis'in normal
ağız florasının üyesi olduğu ve özellikle bağışıklık bozukluğu olanlarda ağız lezyonlarına
yol açtığı düşünülmektedir.19
Türün C. albicans'dan fenotipik farkı olağanüstü bol klamidospor
üretmesi ve 45oC'de gelişmemesidir. Bir başka fark, C.
albicans için özgül olan oligonükleotid prob Ca3 ile DNA'sının zayıf
reaksiyonudur.15,22 Bu farkların hiçbirinin rutin hızlı ve
kolay tanımlar sırasında ayırdedilmesi olası olmadığından birçok C. albicans
kökeninin yanlış tanımlanmış olduğu öne sürülmüştür. C. albicans'ın morfolojik
fenotiplendirilmesiyle ilgili çalışmalarda da bir kez dahi C. dubliniensis saf
kültüründen söz edilmemiş olması dikkat çekici bulunmuş,22 epidemiyolojik
çalışmalara gereksinim duyulmuştur.12 Kromojen substrat içeren
(CHROMAgar Candida) ayırtıcı besiyerinde 37oC'de 2 günlük
inkübasyondan sonra geliştirdikleri kolonilerin rengine göre iki türün ayrılması
önerilmiş;22 yapılan incelemelerde ancak C. albicans'ın koyu
yeşil, C. dubliniensis'in açık yeşil renkte koloniler yaptığı; ancak bu fenotipik
özelliğin yalnızca serotip A ile farklılık gösterdiği, serotip B ile farkı olmadığı da
saptanmıştır. Buna karşın C. dubliniensis'in kesin tanımı için koloni renginin
tek başına yeterli olmadığı çünkü C. albicans'ın açık, orta ve koyu yeşil kolonileri
bulunduğu; ayrıca C. dubliniensis'in tip kökenin ve diğer iki atipik
izolatın -70oC'de saklandıktan sonra bu özelliklerini kaybederek
sadece açık yeşil renkte koloniler geliştirdikleri de bildirilmiştir.22,23 Metil
mavisi-Sabouraud dekstroz agar (SDA)'da C. albicans'ın Wood lambası altında
yeşil fluoressens vermesiyle diğer mayalardan ayrıldığı bildirilmiştir.24 Bu
besiyerinde C. dubliniensis tip kökenin makroskopik olarak ayırdedilebilir koyu
yeşil koloniler yaptığı fakat fluoressens vermediği, buna karşın açık yeşil renkli
kolonilerin parlak fluoressens verdiği bildirilmiştir.22
C. dubliniensis kökenleri C. albicans için uygun olan bütün
kültür besiyerlerinde 30oC ve 37oC'de iyi
gelişmektedir. Fakat C. dubliniensis kökenleri 42oC'de gelişmemekte
veya 48 saat sonra zayıf gelişmekte, 45oC'de 24 saatte baskılanmakta,
C. albicans ise bu sıcaklıklarda iyi gelişmektedir.5,25 Bu
iki türün ayırdedilmesi için b-glukozidaz aktivitesinin aranması, boya maddesi içeren
seçici besiyerlerinde koloni rengine göre ayırma, FTR tekniği kullanılarak kompleks biyokimya
maddelerinin analizi, çeşitli moleküler biyoloji teknikleriyle ayırma, C. dubliniensis
spesifik antijenlerine dayanarak tanım26 gibi çeşitli yöntemler
denenmiş ve ayırmadaki başarı oranları irdelenmiştir. Çimlenme borusu ve klamidospor pozitif
olmasıyla fenotipik olarak C. albicans'dan ayırdedilemeyeceği bildirilmiş ve son gelişmeler
ışığında, assimilasyon deneylerine göre ayırımının zor olabileceği, %1 Tween 80 katılmış mısırunlu
jeloz gibi besince fakir bir besiyerinde klamidospor üretme ve sıcaklık toleransı deneyinin kullanılması
ile iki türün ayırılabileceği kabul edilmektedir.15,25,27
C. dubliniensis klamidosporlarının diğerininkilerden farklı olması önemli
bir fenotip özelliğidir. C. albicans genellikle gerçek veya psödohiflerin ucunda tek
tek klamidosporlar üretir. Buna karşın C. dubliniensis'inkiler çok daha bol ve
ekseri çiftler halinde veya üçlü hatta bazen psödohifin ucundaki aynı bir taşıyıcı (süspansör) hücreye
yapışmış kalın duvarlı birkaç klamidospordan oluşan kümeler veya salkımlar oluştururarak olağandışı
düzen gösterirler.15 (Şekil 3, 4, 5).
Son yıllarda özellikle HIV-infeksiyonlu insanlardan ayrılan C. albicans
dışındaki Candida türlerinin sıklığı giderek artmıştır. Şüphesiz altta yatan ciddi
bağışıklık baskılanması durumu bu kişileri fırsatçı mantar infeksiyonlarına son derecede duyarlı
kılmaktadır. Genellikle tedavi veya profilaktik amaçlı olarak yaygın antifungal
ilaç kullanımı, özellikle nüks eden hastalıklarda önem taşımaktadır. C. glabrata,
C. krusei ve C. tropicalis gibi Candida türleri olağan antifungallere C. albicans'dan
daha az duyarlıdırlar ve HIV pozitif ve AIDS'lilerde antifungal ilaç tedavisinden sonra seleksiyona
uğrayabilmektedirler. Antifungal ilaç tedavisinin ağızdan ayrılan C. dubliniensis prevalensine
etkisinin olup olmadığı henüz bilinmemektedir fakat bu kökenlerin elde edildiği HIV-infeksiyonlu
kişilerin çoğunda daha önce ağız kandidiyazı için uzun süreli flukonazol kullanılmıştır.15
10 HIV-pozitif ve 4 HIV-negatif bireylerin ağızlarından elde edilen 19 oral izolat
ile HIV-negatif bir hastadan ayrılan 1 vagina kökeninin flukonazole duyarlılıkları
broth mikrodilusyon yöntemiyle incelenmiş, 16 izolat flukonazole duyarlı, AIDS'lilerden elde
edilmiş olan 4 köken dirençli (MIC aralığı 8-32 mg/ml-1) bulunmuştur. Yanısıra E
test yöntemi de denenmiş, agar besiyerinde ilacın artan konsantrasyonları karşısında flukonazole
dirençli fenotipler ortaya çıktığı (MIC aralığı 16-64 mg/ml-1), bu özelliğin ilaçsız
besiyerinde ardarda 10 subkültürden ve uzun süre -70oC'de saklandıktan sonra bile
stabil olduğu bildirilmiştir. Bu sonuçlar C. dubliniensis'in olağan olarak kullanılan antifungal
ilaçlara duyarlı olduğunu, ilaçla in vitro olarak karşılaştırılan kökenlerde hızla stabil direnç
geliştirebildiğini göstermiştir.28 Önceden flukonazol tedavisi alanlarda
klinik C. dubliniensis kökenlerinin direnç geliştirebildiği, bu özelliğin organizmanın in
vivo canlılığını sürdürebilmesi için bir fırsat olduğu bildirilmiştir.15
Buna karşın McCoullugh ve ark., bu türlerin özelliklerini moleküler genetik düzeyde
incelemelerle karşılaştırdıkları çalışmalarında ayırdıkları kökenlerin NCCLS M27-A referans yöntemiyle
flukonazole duyarlılığını da incelemişler; C. dubliniensis olarak ayırdıkları
kökenleri C. albicans olarak ayırdıklarından daha duyarlı olarak bulmuşlardır.
Araştırmacılar duyarlılık deneyi sonuçlarının önceki yayınlardan farklı olmasını uygulanan
yöntemden kaynaklandığını öne sürmüşlerdir. Aynı çalışmada 5-flucytosine'e karşı C.
albicans genotip A'nın diğerlerinden daha az duyarlı olduğu bulunmuştur.29
NCCLS M27-A referans yöntemiyle tarafımızdan yapılan bir çalışmada da C. albicans
kökenlerinin (n=26) MIC aralıkları 5-FC için 1.0-4.0 mg/ml, AmpB için bir köken dışında
0.125-1.0 mg/ml bulunmuş, ayrıcalığı olan bu bir kökende MIC 2.0 mg/ml olarak
saptanmıştır. C. dubliniensis kökenlerinin (n=24) MIC aralıkları ise
5-FC için (C. albicans kökenlerimizde olduğu gibi) 1.0-4.0 mg/ml bulunmuş, AmpB
için de 0.125-0.5 mg/ml olarak saptanmıştır. Bu değerler dikkate alındığında C. albicans
ve C. dubliniensis kökenlerimizin deneye alınan iki antifungale duyarlı ve duyarlılıklarının
benzer olduğu görülmüştür.5 Gelecekteki çalışmaların bu türün
patojenliğine, antifungal ilaç direncine ve epidemiyolojisine yönelik olacağı görülmektedir.
ÖZET
Candida'lar Blastomycetes sınıfında yer alan, blastosporlarla çoğalan, yalancı
misel yapan, gerçek misel yapmaları müstesna olan ve eşeyli şekilleri Hemiascomycetes
sınıfında bulunan mayalardır. Bugün için kabul edilmiş 220'yi aşkın türü bulunmaktadır.
C. albicans ve diğer bazı candida türleri birçok sağlam insanların ağız-boğaz ve
vaginalarında, derilerinde, barsaklarında ve dışkılarında bulunmakta, direncin kırıldığı durumlarda
hastalık yapabilmektedirler. En sık karşılaşılan patojen tür olan C. albicans'ın çabuk
tanınması için klinik örneklerden ayrılan mayaların serumda veya diğer kolloidlerde 2
saat bırakılması ve inkübasyondan sonra yalnız C. albicans'ın çimlenme borusu
göstermesine dayanan deneyler klasik kitaplarda en güvenilir yöntem olarak önerilmektedir.
Ancak son yıllarda HIV-pozitif kişilerden başlıyarak HIV-negatif kişilerden ayrılan ve ayrıca
depo köken olarak saklananlar arasında bulunan atipik C. albicans kökenleri dikkati
çekmiştir. Diğer yandan ilerleyen sistematik moleküler biyoloji çalışmalarının ışığı altında bu
türün taksonomisinde önemli bazı değişiklikler olduğu bildirilmiş, çimlenme borusu ve klamidospor oluşturma
dahil fenotip özellikleri ortak olan C. dubliniensis ayrı bir tür olarak kabul edilmiş, C. stellatoidea,
C. langeronii C. claussenii'nin konumları yeniden belirlenmiştir.
KAYNAKLAR
- Lodder J. The Yeasts, a taxonomic study. Amsterdam, North Holland Publ Co, 1979.
- Yücel A. Tıp bakımından önemli candida türlerinin mikolojisi. Türk Mikrobiyol Cem Derg 1987; 17: 45-59.
- Kwon-Chung KJ, Bennett JE. Medical Mycology. Philadelphia, Lea and Febinger, 1992; 280-336.
- Yücel A, Kantarcıoğlu S. Candida albicans kökenlerinin kaç tanesi C. dubliniensis? I. Ulusal Mantar Hastalıkları ve Klinik Mikoloji Kongresi (İzmir, 4-6 Mayıs 1999) Bildirileri. İzmir, 1999.
- Yücel A, Kantarcıoğlu S. Candida albicans kökenlerinden C. dubliniensis olarak ayırdıklarımız ve antifungal duyarlılık deneyleri (Baskıda).
- Yücel A. Candida albicans'da boru oluşumu üzerine araştırmalar. Doçentlik tezi. İÜ Cerr. Tıp Fak. Mikrobiyoloji, Tropikal Hastalıklar ve Parazitoloji Kürsüsü. 1973.
- Warren N, Hazen KC. Candida, Cryptococcus and other of medical importance. in: Murray PR, Baron EJ, Pfaller MA, Tenover FC, Yolken RH eds. Manual of Clinical Microbiology. 6th ed. Washington : ASM Press, 1995; 723-737.
- Koneman EW, Allen SD, Janda WM, Schreckenberger PC, Winn WC. Diagnostic Microbiology. 5th ed. Philedelphia, Lippincott, 1997; 1044-1045.
- Phongpaichit S, Mackenzie DWR, Fraser C. Strain differentiation of Candida albicans by morphotyping. Epidemiol Infect 1987; 99: 421-428.
- Hellstein J, Vawter-Hugart H, Fotos P, Schmid J, Soll DR. Genetic similiarity and phenotypic diversity of commensal and pathogenic strains of Candida albicans isolated from the oral cavity. J Clin Microbiol 1993; 31: 3190-3199.
- Tietz HJ, Küssner A, Thanos M, Pinto de Andrade M, Presber W, Schönian G. Phenotypic and genotypic characterization of unusual vaginal isolates of Candida albicans from Africa. J Clin Microbiol Sept 1995; 33: 2462-2465.
- Sullivan DJ, Henman MC, Moran GP, O'Neill LC, Bennett DE, Shanley DB, Coleman DC. Molecular genetic approaches to identification, epidemiology and taxonomy of non-albicans Candida species. J Med Microbiol 1996; 44: 399-408.
- Pujol C, Renaud F, Mallié M, de Meeus T, Bastide JM. Atypical strains of Candida albicans recovered from AIDS patients. J Med Vet Mycol 1997; 35: 115-121.
- Yücel A. Tıp Mikolojisinin dünü ve bugünü. I. Ulusal Mantar Hastalıkları ve Klinik Mikoloji Kongresi (İzmir, 4-6 Mayıs 1999) Bildirileri. İzmir, 1999.
- Coleman DC, Sullivan DJ, Bennet DE, Moran GP, Barry HJ, Shanley DB. Candidiasis : the emergence of a novel species, Candida dubliniensis. AIDS 1997; 11 :557-567.
- Pinjon E, Sullivan D, Salkin I, Shanley D, Coleman D. Simple, inexpensive, reliable method for differentiation of Candida dubliniensis from Candida albicans. J Clin Microbiol 1998; 36: 2093-2095.
- Unat EK, Yücel A. Tıp mikolojisi. Unat EK, Yücel A, Altaş K, Samastı M. Unat'ın tıp parazitolojisi. İnsanın ökaryonlu parazitleri ve bunlarla oluşan hastalıkları'nda. 5. baskı. İstanbul, Cerrahpaşa Tıp Fak. Vakfı Yayınları: 15, 1995; 682-860.
- Sullivan D, Bennett D, Henman M et. al. Oligonucleotide fingerprinting of isolates of Candida species other then C.albicans and of atypical Candida species from human immunodefficiency virus-positive and AIDS patients. J Clin Microbiol 1993; 31: 2124-2133.
- Sullivan D, Haynes K, Bille J et.al. Widespread geographic distribution of oral Candida dubliniensis strains in Human Immunodeficiency Virus-infected individuals. J Clin Microbiol 1997; 35: 960-964.
- Kirkpatrick WR, Sanjay GR, McAtee RK et al. Detection of Candida dubliniensis in oropharyngeal samples from Human Immunodeficiency Virus-infected patients in north America by primary CHROMagar candida screening and susceptibility testing of isolates. J Clin Microbiol 1998; 36: 3007- 3012.
- Odds F, van Nuffel L, Dams G. Prevalence of Candida dubliniensis isolates in a yeast stock collection. J Clin Microbiol 1998; 36 : 2869-2873.
- Schoofs A, Odds FC, Colebunders R, Ieven M, Goossens H. Use of specialized isolation media for recognation anf identification of Candida dubliniensis isolates from HIV-infected patients. Eur J Clin Microbiol Infect Dis 1997; 16: 296-300.
- Tintelnot K, Seibold M, Haase G, Staemmler M, Franz T, Naumann D. Candida dubliniensis in HIV-infected patients in Germany-evaluation of a phenotypic screening protocol and Fourier transform infrared spectroscopy (FT-IR) for definitive species identification. 6th International Mycological Congress. Israel, Jerusalem, 23-28 August 1998. Conference Abstracts Jerusalem, 1998; 6.
- Goldschmidt MC, Fung DYC, Grant R, White J, Brown J. New aniline blue dye medium for rapid identification and isolation of Candida albicans. J Clin Microbiol 1991; 29: 1095-1099.
- Coleman D, Sullivan D, Moran G, Shanley D. Candida dubliniensis -recognation of a new pathogen. 6th International Mycological Congress. Israel, Jerusalem, 23-28 August 1998. Conference Abstracts Jerusalem, 1998; 22.
- Bikandi J, San Milan R, Moragues MD et al. Rapid identification of Candida dubliniensis by indirect immunofluorescense based on differential localization of antigens on C. dubliniensis blastospores and Candida albicans germ tubes. J Clin Microbiol 1998; 36: 2428- 2433.
- Sullivan D, Coleman D. Candida dubliniensis: characteristics and identification. J Clin Microbiol 1998; 36 : 329-334.
- Moran G, Sullivan DJ, Henman MC. Antifungal drug susceptibilities of oral Candida dubliniensis isolates from Human Immunodeficiency Virus (HIV)- infected and non-HIV- infected subjects and generation of stable fluconazole-resistant derivatives in vitro. Antimicrob Agents Chemother 1997; 41 : 617-623.
- McCullough MJ, Clemons KV, Stevens DA. Molecular and phenotypic characterization of genotypic Candida albicans subgroups and comparison with Candida dubliniensis and Candida stellatoidea. J Clin Microbiol 1999; 37: 417-421.
- Anahtar Kelimeler: C. albicans, C. stellatoidea, C. claussenii, C. langeronii,
C. dubliniensis; Key Words: C. albicans, C. stellatoidea, C. claussenii, C.
langeronii, C. dubliniensis; Alındığı Tarih: 01 Temmuz 1999; Prof. Dr.
Ayhan Yücel, A. Serda Kantarcıoğlu: İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve
Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı; Yazışma Adresi (Address): Dr. A. Yücel,
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı
34303 Cerrahpaşa İstanbul.
|
|